içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Yalan Dünya

       Ameliyat bitti. İki gündür yoğun bakım ünitesinin önünde, can nöbetindeyim. Zamanın dışında, zamana özgü kavramlarla tarifi mümkün olmayacak kadar uzun bir bekleyiş bu... Ara sıra kapıda beliren doktor, elleri önlüğünün ceplerinde, sürecin kötüye gittiğini izah ettikten sonra gözlerini gözlerimden kaçırarak “Allah’tan ümit kesilmez!” diyor, ardında bir insan enkazı bırakarak, çekip gidiyordu. İkinci günün sonunda “Kaybettik,” dedi gözlerimin içine bakarak, “başınız sağ olsun.”

       Tuhaf; alıp götürüyorum oradan, yıkayıp kefenliyorum, toprağa veriyorum ama hala Allah’tan ümidim var: Benim babam, ölmez.

       Sanırım onu kaybettiğimizin üçüncü günüydü. Kardeşime, “Grip değilim ama nedense ağladıkça burnum akıyor.” dedim. Acısının elverdiği kadar gülümseyip “Ağlayan herkesin burnu akar!” dedi, “Ne zamandır ağlamıyorsun sen?” Hafızamı yokladım; en son böyle hıçkırarak, “el alem ne der” diye kaygılanmaksızın ağladığımda çocuktum. Yıllar sonra hayat bana hiç büyümediğimi, “bir babanın çocuğu” olduğumu hatırlattı. Yetimliğin yaşı yok…

       İlk günlerde bir daha hiç gülemeyeceğimi, hep beli bükük yaşayacağımı sanıyordum ama hayat bu kez de “bir çocuğun babası” olduğumu hatırlattı. Yetimliği kabullendim.

       Oğlumla gülüşüyoruz. Babam, boğazımda bir düğüm, göğsümün tam ortasında bazen çağlayan gibi, bazen inceden sızarak, durmadan kanayan bir yara…

       Şükür ki ölümün ötesinde kavuşacak, bir daha da ayrılmayacağız. Yalan dünya, buna inanmadıkça yaşamaya değmez.

YAZARIN DİĞER YAZILARI