içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

BİR ALMAN PROFESÖRÜN ALMANYA VE (1933-1952) TÜRKİYE ANILARI

Okuduğum kitabın adı “Hâtıralarım, Kayzer Dönemi - Weimar Cumhuriyeti, Atatürk Ülkesi"; anıların sahibi Prof. Dr. Ernst Hirsch. Elimdeki kitap 1985 baskısı; kitabı bir sahafta buldum. 1951 İTÜ İnşaat Fakültesi mezunu rahmetli babamdan "Hitler'den kaçan Alman profesörler"i sıklıkla duyduğum için, kitap ilgimi çekti. 2000 yılı baskısı ISBN 978-975-403-067-9, ama stoklarda kalmamış gözüküyor.

Anılar, Prof. Hirsch 1985 yılında 83 yaşında vefat etmeden üç yıl önce Almanca yayınlanmış; eseri Türkçe'ye tercüme edenler, hocanın profesörlüğe ulaşmış eski öğrenci ve asistanları. Prof. Dr. Karayalçın, önsözde hocasından şöyle bahsediyor: "Prof. Hirsch 31 yaşında iken 1933 yılında Almanya'dan ayrılmış ve Türkiye'ye davet edilen bir öğretim üyesi olarak 1933-1943 yıllarında İstanbul Hukuk Fakültesinde, 1943-1952 yıllarında Ankara Hukuk Fakültesinde çalışmıştır. … [Türkiye'deki yirmi yılının on yedisinde derslerini Türkçe veren] Prof. Hirsch öğrencilerinin kalbinde ve kafasında unutulmaz izler bırakan nâdir hocalarımızın başında gelir."

Kitap iki ana bölümden oluşuyor; Almanya ve sonrasında genç Türkiye Cumhuriyeti yılları (Prof. Hirsch ülkeye geldiğinde Cumhuriyet henüz 10 yaşında). Almanya yılları iki bölüm; çocukluğu ve lise yılları, sonrasında hukuk eğitimi ve Nisan 1933 tarihli Nazi'lerin "Devlet Memurluğuna Yeniden Saygınlık Kazandırma" kanunu ile hukuksuzca sona erdirilen iki yıllık kariyeri.

Ernst Hirch, 1902 yılında Friedberg kentinde doğuyor. "Doğduğum evin giriş katında babam Louis Hirsch, 1828 yılından beri Mayer J. Hirsch firması adı altında varlığını sürdürmekte olan bir kumaş ve konfeksiyon mağazası işletiyordu." O yıllarda Almanya'nın başında Kaiser II. Wilhelm var ve ülke I. Dünya Savaşına hazırlanmakta. Savaş çıktığında Ernst Hirch 13 yaşında; savaşan Almanya, Versailles Antlaşması sonrası Weimar Cumhuriyeti günleri ve Nazi'lerin iktidara gelişleri dekoru önünde Hirsch kendi hayatını anlatıyor. Bu bölüm Almanya'nın bugününü bilenler için zamanda yolculuk. Alman toplumuna asimile olma gayretindeki bir Musevi ailenin çocuğu olan Hirsch'in günlük yaşamından sunduğu kesitler bu yolculuğa ayrı bir boyut katmış.

Hukuk eğitimi ile kariyer yıllarını kapsayan diğer bölüm, daha çok hukukçulara ilginç gelecek nitelikte. Hukukçu olmayanlara ilginç gelebilecek kısmı, Nazi'lerin iktidara gelişi ile Alman toplumunda yaşanan hızlı ayrışma ve bu bağlamda Hirsch'in bizzat yaşadıkları; uğradığı haksızlıkların ve asimile olmaya çalıştıkları toplumca reddedilişin acısı.

Türkiye yılları da iki bölüm; 10 yıl İstanbul, 10 yıl Ankara. İlk 5 yıl Atatürk Türkiye'sinde yaşıyor, ardından Milli Şef İnönü dönemi, 1 yıl sonra II. Dünya Savaşı başlıyor, 6 yıl savaş, 1946 seçimlerinde Demokrat Parti sahneye çıkıyor ve 1950 seçimleri ile iktidarda. Prof. Hirsch bütün bunları bir Ticaret Hukuku Profesörü olarak yaşıyor ve anlatıyor. Türkiye bölümü iki boyutlu. Prof. Hirsch'in anlattığı hukuk dersleri, seminerleri, yayınları, konferansları, hükümete danışmanlıkları daha çok bir hukukçuya ilginç gelecek nitelikte. Bunun yanı sıra Türkiye'nin bu çok hareketli 20 yılının günlük yaşamını, sosyal ve politik ortamını birinci elden dinleme şansını yakalıyorsunuz.

İstanbul anıları renklidir: "… Avrupalıların Pera dediği Beyoğlu semtinde [kalacaktım] … Taksimiz, tıkalı yollarda sağa sola kıvrılarak, … sürekli klakson çala çala köprüyü aştı ve yılan gibi kıvrılan caddelerden … bir meydana vardı. Meydanda bir tramvay duruyordu. [yerleştikden sonra] yola düştüm … [Galata] köprünün öte yanında ise tepelere doğru yükselen, sayısız kubbelerle, cami minareleriyle dopdolu ev denizi ise İstanbul olacaktı. … Kulaklarımı trafik gürültüsü, köprüden akan insan selinin iskelelere yanaşan,  ya da kalkan vapur düdüklerine karışan uğultusu, gazete satan çocukların bağrışmaları, seyyar satıcıların sesi, martı çığlıkları doldurmuştu; … Tünel meydanına çıktığımda, sağ kolda Almanca kitapların sergilendiği … bir camekanla karşılaştım. … Bay Karon … bana, İsviçre'den ve Almanya'dan hukuk kitapları getirtmeye de söz verdi." [Prof. Hirsch, ilkin Moda'ya sonra Fenerbahçe'ye taşınır. Bazı yazlarını Adalar'da geçirir.] … "1935/36 kışında şiddetli siyatik ağrıları çekmeye başladım. … Ahşap bir eve taşınmak suretiyle [ağrılarımı dindirmeyi ümit ediyordum.] Bir gün, dişçimiz … bir vesileyle bana, CHP Genel Sekreteri Recep Peker'in … Sultanahmet Camiinin hemen yanında … bahçe içinde … küçük bir evin sahibi olduğunu söyledi. … evin alt katını kiraya vermek istiyormuş. … Alman dostu olan, ama kesinlikle Hitler dostu olmayan Recep Peker [ile] evde oturduğumuz dört yıl boyunca [genellikle İstanbul'da oldukları yaz aylarında zaman zaman sohbet ederdik.]".

Hirsch'in tespitleri tarafsız, çarpıcı ve korkusuzca: "Lâikleşmeyi uygulamak için en büyük ölçüde İslâmî zihniyetin etkisinde kalmış ve bu zihniyet tarafından belirlenmiş olan hukuk alanlarının, bu zihinsel bağın dışında olan hocalar tarafından, yani ithal edilen yabancı kanun metinlerinde dile gelen zihinsel ve örfsel kavramlarla yaşayan yabancı profesörler tarafından öğrencilere öğretilmesi zorunluydu." … "Kemalist Devrim, İslâm geleneği ve Osmanlı tarihiyle olan bağları kesip koparmış ve bertaraf etmişti, hattâ eski geleneksel yazının kullanılmasını yasaklayarak Arap diline ve kültürüne dair kaynak olarak dönüşü de yasaklamış oluyordu. Bu fırlatılıp atılan kültür değerlerinin yerine konacak bir şey aramak gerekiyordu. İşte, Atatürk tarafından bizzat kurulmuş … iki kurum, bu amaca hizmet etmiştir: Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu. Her iki kurum da, çağdaş Türk dilini ve tarihini, en eski ve en derin öz Türk kaynaklarına ve asıllarına dayandıracaktı." … "Başlangıçta devrimci bir hareket olarak ortaya çıkan Kemalizm böylece bir ideoloji yaratmaya çalışıyordu. … bu ideoloji, en güzel ifadesini, Atatürk'ün Cumhuriyetin ilânının 11. yıldönümünde Ankara'da bizzat açtığı anıtın üzerindeki şu sözlerinde bulur: «Türk, Öğün, Çalış, Güven»."

Ankara günleri: "Yenişehir'i tanıyabilmek için otelden, yani Ulus meydanından, Atatürk Bulvarı boyunca yürüdüm. … 10 dakika sonra, sürekli inşaat manzarası son buldu, … sol tarafta … İsmet Paşa Kız Enstitüsü, caddenin üst kısmında bir tepe üzerinde, o akşam konferansımı vereceğim Halkevi, yanında Etnografya Müzesi, önünde de Atatürk'ün at üstünde heykeli vardı." … "Sağa sola sora sora Adalet Bakanlığını bulabildim ve zamanın Adalet Bakanı Şükrü Saraçoğlu'na ziyaretçi olarak adımı ilettirdim. Beni son derece candan karşıladı … Öğle yemeği için otele döndüm. Resepsiyonda, üzerinde Manisa Milletvekili Refik İnce yazılı bir kartvizit verdiler elime; … Fransızca kendisini Hukuk İlmini Yayma Cemiyeti'nin Başkanı olarak takdim etti …".

[Ankara Hukuk Fakültesinde] "sadece hocalık yapmakla kalmadım, hukuken henüz konuk profesör statüsünde olduğum ilk yıl zarfında, Fakülte yurdunda tıpkı bir öğrenci gibi yaşadım." İstanbul'da kalan eşine yazdığı mektuplardan: "Gece ekspresiyle harika bir yolculuk yaptım, çok iyi uyudum ve kahvaltı ettim. Tren, tam zamanında 8.55'de [Ankara] gara girdi, ben de 9.10'da ilk dersimi … verebildim. … Her gün en az bir saat yürüyüş yapıyorum. … Yüzüme renk geldi, yanaklarım doldu. Zaten, 20 yaşındaki Türk gençlerinin mideleri için düşünülmüş bu okul yemeklerini yedikten sonra …"

Prof. Dr. Ernst Hirsch, 1953 yılında Almanya'ya dönerek Hür Berlin Üniversitesinde ders vermeye başlıyor; iki dönem rektörlük yapıyor ve 14 yıl sonra emekli oluyor. 1943 yılında kazandığı Türk vatandaşı sıfatını hayatının sonuna kadar sürdürmüş olan Prof. Dr. Hirsch, [kitabın önsözünden alıntılıyorum] "Almanya'da Türk öğrencilerinin, hatta Türk vatandaşlarının da yardımcısı olmuş ve Türkiye'nin Almanya'da, bir bakıma Batı Avrupa'da fahrî temsilciliğini seve seve yapmıştır."

Önceden de bahsettiğim üzere, kitabın hem Almanya hem Türkiye bölümlerinde uzun uzadıya anlatılan okul ve hukuk anıları bir eğitimciye / hukukçuya muhakkak ilginç gelecektir; genel okuyucu için ise anlatımdaki detay sıkıcı gelebilir. Okul ve hukuk anıları kitap hacminin yarısı kadar. Öte yandan gerek okul ve hukuk anılarının içine serpiştirilmiş gerek ayrıca anlatılmış (hacmin diğer yarısını oluşturan) gündelik hayat anlatımları okuyucuya zamanda çok hoş bir yolculuk yaptırıyor; sırf bunlar için bile bu kitap, eğitimci / hukukçu olmayan "zaman yolcuları"nca okunmaya değer.

YAZARIN DİĞER YAZILARI